Internatıonal Day 2018

Geçen yıl International Day’e nasıl katıldığımı anlatmıştım. Bu yıl neredeyse herşey hazırdı. Sadece komite tarafından belirlenecek tema için küçük bir hazırlık yapmam ve ilk gece için yemek pişirmem gerekecekti. O yüzden büyük bir rahatlık içerisinde günlerimi geçirdim.

International Day için ilk toplantıda bu yılın temasının masallar olmasına karar verildi. Harika bir konu… Ne kadar heyecanlandığımı tahmin edersiniz. Yıllardır Judith‘ten, Nazlı‘dan masal dinleye dinleye, birlikte yaptığımız projelere hazırlana hazırlana masal konusunda azıcık bilgilenmiştim. Nazlı ilk tanıştığımız gece ‘sen doğuştan masal anlatıcısın. Doğal bir yeteneğin var’ demişti. O gün yok canım demiş inanmamıştım. Lakin zaman geçtikçe Sufi ve arkadaşlarına anlattığım masallarda bunu hissetmeye başladım.

Evet masal anlatma konusunda iyiydim de… Türkçe anlatıyordum. Hakim olduğum, espirilerini bildiğim, kelime oyunlarını yapabildiğim dil Türkçeydi. Masalı ingilizce nasıl anlatacaktım? İşte o noktadan sonra rahat rahat oturduğum günler son buldu. Bir stres başladı ki sormayın.

Stresin bir başka kaynağı da diğer ülkelerin masallarının çok ilgi çekici olmasıydı. Çocukların halihazırda tanıyıp hayran olduğu masallar. Ejderhalı masallar, Ninjalı masallar ya da prensesli masallar. Hele düşündükçe anladım ki İngilizler bu konuda derya gibiydi. Kırk yıl düşünsem ingilizleri kıskanacağım aklıma gelmezdi. Harry Potter’dan Yüzüklerin efendisine, Ayı Paddington’dan Peter Rabit’e, Alice Harikalar Diyarından Charlie’nin Çikolata Fabrikasına, Tostoromandan Narnia Günlüklerine… Saymakla bitmiyordu çocuk edebiyatına katkıları. Ben ne anlatıp çocukların dikatini çekecektim ki? Bizim bile anlamakta güçlük çektiğimiz Nasrettin Hoca fıkralarını mı yoksa Keloğlanın maceralarını mı? Yoksa çocukluğumda en sevdiğim Dede Korkut Masallarından birisini mi?

Aynı günlerde posta kutuma beni hem şaşırtan hem de sevindiren haberler gelmeye başladı. Biliyorsunuz geçen yıl yazmıştım. Okulda 2 aileyiz diye. Aslında 2 değil 4 aileymişiz. Eşleri yabancı olduğu için Türk oldukları bilinmeyen iki Türk daha varmış. Geçen yıl masamızı görüp bu yıl destek olmak için ellerinden geleni yapmak istediklerini söylüyorlardı. Anasınıfına yeni başlayan bir çocukla beraber 5 Türk aile olduk. İçlerinden Amerikada en yeni olanı ben olmama rağmen -benden sonra en yenisi 15 yıl önce master için gelmiş- bu konuda en tecrübelileri bendim.

Bütün gönüllüleri toplayıp küçük bir toplantı yaptım. Masal ve yemekler dışında herşeyin hazır olduğunu anlattım. Masal konusundaki zorluklardan bahsettiğimde hepsi bir ağızdan ‘biz geleli yıllar oldu. Bu konu sende’ deyiverdiler. Bir tanesi ‘bulduğun masalı ben tercüme eder, eşimin de Amerikalıların anlayacağı ayarlamaları yapmasını sağlarım’ dedi. Biz masal işini hallederken diğerlerinin de ilk gece için yemekleri hazırlamasına karar verdik.

Masal konusunda düşündükçe Mevlana’dan bir şeyler seçmek çok doğru gelmeye başladı. Mevlana Amerika’da Rumi olarak çok biliniyor. Üstelik eserleri Amerika’nın en çok satalar listesine defalarca girmiş. 2007 yılının Mevlana yılı olarak kutlanması da bilinirliğine çok büyük katkı sağlamış. Bir kaç yıl önce bir arkadaşım Mesnevi’den bazı hikayeleri çocuklar için sadeleştirmiş. Başka biri de çizmişti. Hemen onları aradım. Kitabın kopyasını yolladılar. -fotoğraftaki bahsi geçen kitap değil.- Bu süreçte de komik bir şey seçmenin en iyisi olacağına karar verdim. Ejderhaların, büyücülerin arasından ancak kahkahalarla ayrılabilirdik. İşte tam o sırada Sufi imdadıma yetişip ‘neden sağır adamın hastaya gidişini anlatmıyorsun. Çok komik ki’ deyiverdi. Masalı da böyle seçmiş olduk. Hemen ingilizceye çevirip, Amerikalıların daha önemlisi çocukların anlayacağı küçük ayarlamalar yaptık. Sonraki  2 hafta boyunca ben tanıdığım ne kadar yabancı arkadaşım varsa ‘dur sana bir masal anlatayım’ diyerek pratik yapmaya çalıştım. Ama her anlatışta moralim bozuldu.

International Day günü gelip çattığında herşeyimizle hazırdık. Masayı kurup baktığımda içimi harika bir duygu kapladı. Her yerden özenle toplanıp yollanan bir sürü eşya ile rengaren dopdolu bir masamız vardı. Kalabalık olunca bu defa masamız da şenlendi. Hem yemekler hem de ziyaretçilerle sohbetler açısından. Zeytinyağlı yaprak sarma, kısır, künefe, cevizli ve fıstıklı baklava, fıstıklı dolama, Türk fındığı, Malatya’dan kuru kayısı, Güllü ve Fıstıklı lokum diye liste uzayıp gidiyor. 5 kişilik dev ordumuz geçen yıl yemek çeşitliliği konusunda bütün iltifatları toplayan 40 kişilik Hindistan masanını ve bir o kadarlık Çin masasını silip süpürdü.

2. gün masallar çocuklarla buluşacaktı. Kahvaltı ederken hala kendi kendime işi nasıl renklendiririm diye soruyordum. İmdadıma yine Sufi yetişti. Hazırladığımız afişteki ‘Meddah’ın ne olduğunu sorduğunda kafamda şimşekler çaktı. Hemen dolaptan beyaz bir fular kaptım. Eşimin kasketini de çantaya attım. Karakterler konuşurken bari eşyalarla destekleyeyim diye düşünüyordum. Okula giderken yolda bulduğumuz bir sopayı da baston niyetine yanımıza aldım.

İlk grup ana sınıfındakilerdi. Hikayeyi dinleyip bana gözlerini bile kırpmadan öylece baktılar. Gülümsemediler bile. Sonraki grup da anasınıfındakilerdi ve tepkileri aynıydı. Yalnız her iki grupta dikkatimi çeken şey. Verdiğimiz hediyeyi görünce çok şaşırıp, inanılmaz şekilde gülmeye başlamalarıydı. Tepkileri çok normaldi. Ki zaten tam da bu sebeple bu hediyeyi seçmiştim. Hepsine ‘bu gerçek bir para. Türkiyeye giderseniz bununla gerçekten birşeyler alabilirsiniz. O yüzden iyi saklayın’ diyerek, 10 kuruş veriyorduk. 3. grupla beraber hediye işini öne çekmeye karar verdim. ‘Eğer masalı çok dikkatle dinler ve çok gülerseniz size bu parayı vereceğim’ diye bildiğiniz rüşvet teklifinde bulunmaya başladım. Onların en ufacık gülüşünün bile beni motive ettiğini o zaman fark etmesem de şimdi anlıyorum. Onlar gülmedikçe ben stres olup anlatacağım şeyi robotlaştırıyormuşum. Onlar bu rüşvet teklifiyle gülümseyip, kahkahalar atmaya başladıkça ben de hikayeyi anlatmakta iyileşmeye başladım. Haliyle onlar da rüşvetten değil ortamdaki enerjiyi hissettikleri için gülmeye başladılar. Öğle saatlerinde masal anlatıcılığım diğer ülke masaları arasında kulaktan kulağa yayılmaya başlamış, çocuklarla beraber büyükler de masalı dinlemek için önümde yığılır hale gelmişti. Tuvalete gittiğim sırada kapının önündeki velilerden birinin diğerine ‘Mutlaka Türkiye masasına gitmelisin. Kadın masalı anlatmıyor yaşıyor resmen’ dediğini duyduğumda gözlerim dolu dolu oldu.

Akşam eve geldiğimde Sağırın Hasta Ziyareti masalını 25 kez anlatmış, sesim tamamen kısılmış, yorgunluktan parmağımı bile kaldıramayacak haldeydim. Sabah uyandığımda bile yorgunluğum geçmemişti. Ta ki posta kutumda ‘Çocuklarımız tatilde Türkiye’ye gitmek istiyor. Ne önerirsiniz?’ sorularını görene kadar.

14 cevaplar
  1. File
    File says:

    Müthiş bir başarı sizi gönülden tebrik ederim, Türkiye’mizin başka türlü bu denli tanıtımı yapılamazdı.Teşekkür ediyorum, o minicik kalplerde yer ettiğiniz için ve tabi ki ebeveynleri de harika etkilediğiniz için,emeklerinize sağlık

    Cevapla
  2. sedef
    sedef says:

    videosu varsa gelmeli mutlaka çok heyecanlıydı biz de yaşadık gerçekten ülkemizi bu şekilde temsil ettiğiniz için teşekkürler
    ailenizi sevgi ve ilgiyle takip ediyorum…

    Cevapla
  3. Ece
    Ece says:

    Harika, ellerinize sağlık her şey muhteşem olmuş. 🙂 Konya da yaşayan biri olarak tanıtımlarda Mevlanayı anlatmanız beni çok memnun etti. Sahibi olduğum kırtasiyem de bir sürü farklı dilde Mevlana nın yedi öğüdü yazılı kartpostallar var ve daha nicesi. ihtiyacınız olursa yada isterseniz hemen gönderebilirim.

    Cevapla
  4. Hatice
    Hatice says:

    Ellerinize sağlık 🙂 yazının okuduktan sonra okuyup geçmeyi içim el vermedi bir Türk olarak teşekkür etmeyi borç bilirim.

    Cevapla
  5. Şevval
    Şevval says:

    Gerçekten.. Gönülden söylüyorum bunu ilham ve umut kaynağımsınız.. daha bir çok insana umutlu düşünceler tattırabilmeniz dileğiyle..

    Cevapla
  6. İrem Güzey
    İrem Güzey says:

    “International Day” sorumluluğunu da gururunu da üniveriste yıllarımda Boston’da yaşamıştım. Gözlerimi doldurdun. Süpersin!!

    Cevapla
  7. Onur
    Onur says:

    Judith i masal anlaticiligi yaptığı ilk zamanlardan tanıyorum İstanbul Kadıköy’de Nazim Hikmet kültür merkezinde düzenli olarak masal gecelerimiz olurdu, Tahir i de tanımalisiniz en az nazlı kadar önemli birisi, ama Türkiye ye masalı getiren judithdir ve ne güzel ki geldiğimiz bu zaman diliminde masal ve hikaye anlaticiligi yani barış abinin de yaptığı storyteller çok iyi bir yere geldi. Ne güzeldir ki ülkede sizin gibiler sayesinde, yararlı ve ümit vaad eden işler de yapılıyor 🤗🙏

    Cevapla
  8. Başak Kara Balibeyoğlu
    Başak Kara Balibeyoğlu says:

    Yazıyı da yaşayarak okudum, bence Nazlı Hanım haklı. Lütfen videonuz varsa yayınlayın. Elinize emeğinize en çok da kalbinize sağlık.

    Cevapla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir